Bilene Soruyoruz | Geoffrey Potjewyd

21. Hafta


Merhaba! Öncelikle teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Başlangıç olarak, biraz kendinizden bahseder misiniz?

Manchester Üniversitesi’nde bunama (demans) ve yenilenebilir tıp üzerine çalışmalar yapan bir doktora (PhD) öğrencisiyim. Bu sıralar bugüne kadar elde ettiğim deneysel verileri düzenleyerek, malesef, evde yazmaya çalışıyorum. PhD çalışmalarımda son yılımdayım ve Eylül 2020 içinde tezimi bitirmem gerekiyor; fakat beklentim (umuyorum ki) devam eden COVID-19 pandemisi sebebiyle bu dönemde kaybettiğimiz zamanın telafi edilerek bir uzatma almam yönünde.

DFGuOAEXYAEuThY

PhD çalışmalarınız hakkında genel bir bilgi verebilir misiniz?

Çalışmalarım Alzheimer ve diğer demans türleri çerçevesinde, damarların demans ile olan ilişkisi üzerine yoğunlaşmış bir durumda. Demans vakalarında karışık demans adı verilen ve vasküler demans ile diğer demans türlerinin bir karışımı olan durum ile sıklıkla karşılaşılıyor. Ben hücre biyolojisi ve yenilenebilir tıp tekniklerini birleştirerek laboratuvar ortamında kan-beyin bariyeri (beynin damarlaşmış bölgeleri) modelleri üretiyorum. İnsan kök hücreleri kullanarak beyinde bulunan farklı tür hücreleri (nöronlar veya beyin mikrovasküler endotel hücreleri gibi) tek bir kaynaktan büyütebiliyoruz; bununla birlikte bazı belirli mutasyonların kan-beyin bariyeri üzerindeki etkisini de inceleyebiliyoruz. Beyinde bulunan farklı tür hücreleri hidrojel adı verilen biyomateryaller ile birleştirerek beynin fiziksel ortamını (ekstrasellüler matrix / ECM) taklit edebiliyor ve kan-beyin bariyerini 3 boyutlu bir şekilde oluşturabiliyoruz; bu ayrıca farklı tür hücrelerin fiziksel ve biyokimyasal açıdan hücre-hücre ve hücre-ortam etkileşimlerine de imkan sağlıyor. Bu teknikler bana laboratuvar ortamında kan-beyin bariyerini tersine bir biçimde oluşturabilmeme ve demans tedavisi ve demansa sebebiyet veren biyokimyasal mekanizmaların takip edilmesinde kullanılabilecek vasküler demans modelleri üretebilmeme imkan sağladı.

DTWQ9cbWAAAzzyF

Çalışmalarınız hakkında biraz daha detaylı bir soru sormak istiyorum. Son makalelerinizden birisi bir hidrojel karışımının nörogenez (yeni nöron oluşumu) üzerindeki etkisi ile ilişkiliydi ve bu çalışmanızda 3D hücre kültürü teknikleri kullandınız. Bizim için nöronlar özelinde, 2D ve 3D hücre kültürü tekniklerinin bir karşılaştırmasını yapabilir misiniz? Ayrıca, bu farklılıkların insan sinir sisteminin (özellikle santral sinir sistemi) bütünüyle anlaşılması noktasında bir faydası olacak mıdır?

Hücre davranışı ve büyümesi, hem hücreleri çevreyelen ortamın sertliği hem de 2D veya 3D ortamların bileşimi ile çok büyük oranda alakalı. Nöronların beyindeki 3D yerleşimini düşündüğümüz zaman, imkan olan bir 3D ortamda büyümelerini beklemek oldukça akla yatkın. Ayrıca 3D ortamda bulunan hücrelerin 2D ortama göre daha yavaş büyüdüklerini de göz önünde bulundurduğumuz zaman, bu durumun nöron olgunlaşmasına ve sinaptik bağlantıların gelişmesine yardımcı olduğunu düşünüyoruz. Buna ilave olarak, hücrelerin içinde veya üzerinde büyüdüğü fiziksel ortamın sertliğinin hücre davranışı ve fonksiyonelliğini çok kritik bir biçimde etkilediğini de unutmamak gerekiyor. Örneğin insan pluripotent kök hücrelerinin, istenen spesifik bir hücre tipine farklılaşması, farklı sertlikte biyomateryaller kullanılarak gerçekleştirilebiliyor; sert biyomateryaller osteojenik (kemik) farklılaşmayı indüklerken daha yumuşak biyomateryaller nöral hücre farklılaşmasını destekliyor. Sertlik üzerindeki küçük farklılıklar ayrıca pluripotent kök hücrelerin nöron veya glial hücrelere farklılaşmasını da belirleyebiliyor. Bütün bunlar, hücrelerin içinde/üzerinde büyüdüğü materyalin sertliğinin çok önemli olduğunu gösteriyor. Benim çalışmalarımda plastik kap (2D hücre kültürü) yerine biyomateryal (3D hücre kültürü) kullanma gerekçem de hidrojelleri kullanarak beynin fiziksel yumuşaklığını taklit edebilmekte yatıyor. Bu durum ayrıca kemik dokusuna benzer özellikler gösteren plastik kullanımından kaçınmamıza da olanak sağlıyor. Burada özellikle araştırdığım bir konu da doku sertliğinin kan-beyin bariyeri fonksiyonları üzerindeki etkisi, çünkü yaş ile değişip demans başlangıcına sebep olabiliyor. Genel itibariyle, beyin laboratuvarda ne kadar iyi modellenebilirse o kadar kapsamlı ve iyi araştırmalar yayınlanacak ve bu da umuyorum ki demans ve diğer nörolojik sorunların daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

Şimdi konuyu biraz daha yumuşatabiliriz 🙂 Yalnızca kendi çalışmalarınızla alakalı olmamakla birlikte daha geniş bir kapsamda da bilim yazarlığı/bilim iletişimi (science communication) ile ilgileniyorsunuz. Bize bu hikayeyi anlatabilir misiniz?

DYqWwq4W4AAdGgJ

 

 

Bilim yazarlığına/bilim iletişimine olan ilgim PhD çalışmalarıma başlamamdan hemen öncesinde günlük medya üzerinde yayınlanan bilimsel yazıların ne kadar çok tuzak başlıklardan ve yanlış yönlendiren veya yanlış bir biçimde sunulmuş bilgilerden oluştuğunu farketmeme dayanıyor.

 


Bu durum en iyi ihtimalle bir kimsenin o konuda yanlış bilgi kazanmasına, en kötü ihtimalle de kitlesel panik ve bilim karşıtı hareketlerin (düz dünyacılar veya aşı karşıtları gibi) oluşmasına sebep olacaktır.

Bu ilginç bir şekilde oldukça sinirimi bozdu ve beni bilim haberciliğine katkı yapacağım bir yöne yönlendirdi; bu şekilde umuyorum ki bilimsel araştırmaların gündelik haber tüketiminde daha doğru ve sorumlu bir şekilde yer almasını sağlayacak.

Farmakoloji üzerine bir geçmişiniz hatta yayınlanmış makaleniz var ve çalışmalarınız nörodejenerasyon üzerineydi. Hala nörobilim üzerine çalışıyorsunuz, sanırım sinirler için bir ilginiz olduğunu söyleyebiliriz 🙂 Bu çalışma konularında çalışmaya nasıl karar verdiniz? Bu konuları seçerken sizi etkileyen bazı dönüm noktaları oldu mu hiç?

Lisans öğrenimim aslında Liverpool Üniversitesi’nde farmakoloji üzerineydi, bu yüzden konu üzerinde uzunca bir süredir büyük bir ilgim olduğunu söyleyebilirim! Nörobilim ve demans üzerine olan ilgim de aslında Liverpool’da aldığım derslerde başladı. Beynin karmaşıklığı ve bu derece önemli bir hastalıktaki farmakolojik tedavilerin zorluğu oldukça ilgimi çekti ve beni lisans dönemimde, Alzheimer hastalığı ve nörodejenerasyonu tedavi edebilecek ilaçlar çerçevesinde projelerde yer almaya yönlendirdi. Bu da yüksek lisansımı Manchester Üniversitesi Translasyonel Tıp Araştırmalarında yapmama yöneltti ve burada nitrozolanmış peptid beta-Metilamino-L-alanin (BMAA)’in toksikolojisi ve nörodejenerasyona olan potansiyel katkısı üzerine bir makale yayınladım. Sonrasında VWR-Catalyst’te, VWR‘in bilimsel araştırma dalı, 1 yıl çalıştım. Burada AstraZeneca‘dan gelen bir grup ile araştırmalarda kullanılacak çoklu hücre dizileri geliştirdik. Bu süreçte yenilenebilir tıp programı için şu anda da dahil olduğum CDT (Centre for Doctoral Training / Doktora Eğitim Merkezleri)’ye başvurdum ve başvurum kabul edildi. Bu programa halihazırda sahip olduğum nörobilim bilgimi geliştirmek ve aynı zamanda yenilenebilir tıp alanında çığır açıcı araştırma yetenekleri kazanarak nörodejeneratif hastalık araştırmalarına katkıda bulunmak istediğim için başvurdum. PhD çalışmalarıma başladığım zaman Prof. Nigel Hooper ile iletişime geçtim ve her ikimizin de araştırma hedeflerinin birleştiği bir araştırma projesi önerdim; yani kendi projemi kendim oluşturdum! Farmakoloji alanında gelecekte de çalışmayı sürdürmek hedefliyorum ve kan-beyin bariyeri modellerimi potansiyel demans ilaçları için kullanabilmeyi umuyorum.

DY0Vg21XUAADE-V

Son olarak, yenilenebilir tıp alanında çalışmak isteyen ve/veya bilim yazarlığı yapmak isteyen kişilere verebileceğiniz tavsiyeler neler?

DhL4fySW0AADyKT

Her ne kadar PhD çalışmalarımı çok çalışarak (çok çok çok çalışma…) gerçekleştirdiğimi söylemek istesem de işin içinde mutlaka biraz şans da var. Şu an bulunduğum programa kabul edilmeden önce oldukça fazla sayıda PhD programına başvurdum ve mülakata girdim. Başvuru ve mülakat öncesinde verebileceğim en öncelikli tavsiye, laboratuvar ve proje hakkında bir ön araştırma yapılması olacaktır; sonuçta PhD araştırma bazlı olacak ve buna uygun hazırlığın yapılması gerekiyor. Uygun bir program veya proje bulmak için online araştırma yapmak ve tanıdığınız kişilerle iletişime geçmek muhtemelen en iyi seçenek olacaktır. Yardım alabileceğiniz birilerini tanımıyorsanız tavsiye ve bilgi almak için insanlarla iletişime geçin.

Bilim yazarlığı konusunda verebileceğim tavsiye ise genel izleyici/dinleci kitlesine yönelik bilimsel makale yazmak üzerine pratik yapmak olacaktır. Bunu bloglar üzerinden veya ayrıca bilimsel haber siteleri ile yazdıklarınızı yayınlamaları için iletişime geçerek gerçekleştirebilirsiniz. İkinci seçenek benim bu işe giriş yolum oldu ve bu sitelerin yazdıklarımı yayınlamak için ne kadar istekli olduğunu görünce oldukça şaşırmıştım! Bu yüzden, denemeye değer!

Ayırdığınız zaman ve ilginiz için tekrar çok teşekkürler! Çalışmalarınızda başarılar diliyorum!

Ne demek! Cevapları göndermem bu kadar uzun sürdüğü için çok üzgünüm. Evden çalışıyor olduğum için oldukça zamanım var gibi görünüyor gibi…fakat durum tam tersi şekilde ilerledi.

Geoffrey Potjewyd;

ORCID profili, ResearchGate profili, Google Scholar profili, Manchester Uni profili, bilim yazarlığı yaptığı PhysicsWorld profili

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: